http://ari-magazin.com/resimler/banner/tuerkiyemfm.jpg

Türkce
  • Font size:
  • Decrease
  • Reset
  • Increase

‘Türkiye’yi AB’de görmeyi isterim’

CDU Mitglied Cemile Giousouf spricht am 16.03.2013 in Münster (Nordrhein-Westfalen) während der CDU Landesvertreterversammlung. Sie setzte sich bei einer Kampfabstimmung um den Listenplatz 25 durch. Ein halbes Jahr vor der Bundestagswahl küren die Christdemokraten ihre Spitzenkandidaten. Bundesweit stellt die CDU im bevölkerungsreichsten Bundesland den größten Landesverband der Partei. Foto: Caroline Seidel/dpaDW: Sayın Giousouf, ilk kez Federal Meclis'e seçildiniz, ilk kez milletvekili oldunuz. Neler hissettiniz bunu öğrendiğiniz anda?

Cemile Giousouf: Çok heyecanlı bir andı benim için. Aynı zamanda son haftaların yorgunluklarına değdiğini düşündüm. Gerçekten ciddi bir çalışma yaptık. Bütün seçim bölgemde olan arkadaşlarla birlikte çok büyük ve sevinçli bir andı benim için. Herhalde hayatımda ilk kez yaşayacağım bir andı. Çok güzel geçti, güzel bir şeydi.

DW: Hrıstiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinden federal meclise seçildiniz ve bu parti içerisinde özellikle Müslüman kimliğinizle seçim kampanyasında ön plana çıktınız. Siz de kendinizi bu kimlikle barışık hissediyor musunuz, yani partiniz içerisinde bir Müslüman politikacı olarak adlandırılmak istiyor musunuz?

Cemile Giousouf: Şimdi tabii ilk Müslüman olduğum için, ilk Müslüman aday olduğum için bu gazeteciler tarafından çoğu kez konu edildi, fakat bunu da belirtmek gerekiyor, Hrıstiyan Demokrat Birlik partisinin 15 yıldan beri bir Türk-Alman Forumu var. Burada ciddi anlamda çalışmalar yapan Türk uyruklu ve Alman uyruklu arkadaşlar var. Yani ben Hrıstiyan Demokratlar’da ilk Müslüman değilim, fakat ilk aday olduğum için bu bayağı göze battı. O yüzden de konu oldu Alman medyasında, Türk medyasında da. Bence tabii sırf Müslüman olarak görülmemek lazım. Çünkü ben milletvekili olarak seçim bölgemde olan bütün seçmenlerin sorunlarının dile getireceğim, onların sorunlarını Berlin’e taşıyacağım.

DW: Hrıstiyan Demokrat Birlik partisinin göç ve uyum gibi konularda biraz daha muhafazakâr bir çizgi izlediği biliniyor. Siz parti içerisinde özellikle Türk ve Müslüman kökenli göçmenlerin sorunlarını dile getirmeye çalıştığınızda bir zorlukla karşılaşacağınızı düşünüyor musunuz?

Cemile Giousouf: Hrıstiyan Demokrat Birlik partisinin "Almanya bir göç ülkesi mi değil mi?" sorusunu parti içerisinde cevaplandırmaya zorluk çektiği doğru. Fakat 2005 yılından bu yana Başbakan Merkel'in uyum konusunu çok ciddiye aldığını düşünüyorum. Sayın Böhmer ilk uyum bakanı oldu biliyorsunuz, yani bu alandaki ilk devlet bakanı oldu.

Bunlar gösteriyor ki asıl uyum konusunu en ciddiye alan partilerden birisi Hrıstiyan Demokratlar oldu. Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti'nde ilk uyum bakanı Armin Laschet oldu, ilk Türk bakan Aygül Özkan Aşağı Saksonya Eyaleti’nde CDU partisinden aday gösterildi. Ama biz yaptığımız çalışmaları iyi anlatamadığımızdan dolayı Türklerde "CDU partisi bize çok uzak" imajı var. Yani yabancılara karşı uzak bir imajı var. Ama bunun önümüzdeki yıllarda değişeceğini düşünüyorum. Bu seçimde de gördük, yani bu seçimlerde bile yabancıların daha fazla CDU partisine oy verdiğine inanıyorum. Ve önümüzdeki seçimlerde de yerel seçimlerde olsun, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde olsun bunun değişeceğine inanıyorum.

DW: Önünüzde 4 yıllık bir yasama dönemi sizi bekliyor ve Türk kökenli seçmenlerinde muhakkak sizden beklentileri olacaktır. Siz çalışmalarınızı hangi alanlarda yoğunlaştırmayı düşünüyorsunuz?

Cemile Giousouf: Şimdi benim çalışma alanlarım eğitim politikası ve aile politikası olacak. Türk göçmenler de yaptığım çalışmaları dikkatle izleyeceklerdir. Burada doğup büyüyen üçüncü, dördüncü nesil artık sadece çifte vatandaşlık ve Avrupa Birliği konularla ilgilenmiyor, hangi parti iyi bir eğitim politikası, iyi bir aile politikası yapıyor, onlar da önem kazandı. O yüzden bu konuya değişik bakmak lazım.

En büyük sorunlardan bir tanesi Almanya’da doğup büyüdüğünüz zaman, bir akademisyen aileden geldiğiniz zaman eğitim şanslarınızın çok daha yüksek olması ve bir işçi çocuğu olduğunuz zaman çok daha düşük olması. Bu zorlukların değişmesi lazım Almanya’da. Aynı zamanda yabancı gençlerin yaşadığı ayrımcılık, iş hayatında, okul hayatında, genel olarak yani hayatta yaşadıkları ayrımcılık konusunu ele almak istiyorum. Bir de genç insanların Almanya’da da kendilerine güvenip aile kurabilmelerini, bu konuları ele almak istiyorum, çünkü bunlar gerçekten Almanya’nın geleceğini belirleyen sorular ve sorunlar.

DW: Çifte vatandaşlık konusuna temas ettiniz. Bu konudaki görüşünüzü özetleyebilir misiniz?

Cemile Giousouf: CDU partisinin burada çok karşıt bir çizgisi var. Yani çifte vatandaşlığı uzun yıllar reddetti, fakat benim şahsi görüşüm bu konuda gerçekten CDU’nun da ileri doğru adımlar atması gerektiği. Seçimlerde ben bunu kendim yaşadım. Çifte vatandaşlığı reddettiği için CDU partisi çoğu göçmenler için ya da yabancı uyruklu insanlar için seçilemez bir parti olarak tanımlandı. Burada CDU’nun ileri doğru bir adım atacağına inanıyorum, bunu uyum bakanı Armin Laschet seçimlerden önce söylemişti zaten.

DW: Partinizin olası koalisyon ortakları Yeşiller veya Sosyal Demokrat Parti. Bu partilerden de sizinle birlikte 11 Türk kökenli siyasetçi Federal Meclis'e seçildi. Onlarla çifte vatandaşlık gibi göçmenleri yakından ilgilendiren konularda işbirliği içerisinde olmayı düşünüyor musunuz?

Cemile Giousouf: Kesinlikle öyle aynı noktalarda, birlikte çok iyi çalışmalar başaracağımıza inanıyorum şahsen, çünkü bu yabancı uyruklulara değinen konularda aşağı yukarı aynı çizgileri görüyoruz ve aynı çözümleri öneriyoruz. Bu konuda hiçbir sıkıntı yaşamayacağımıza inanıyorum. Tabii partinin tutumuna baktığımızda, orada değişik noktalar olabilir, fakat herkese yarayacak ve herkesin sorunlarını çözebilecek bir cevap bulabileceğimize inanıyorum.

DW: Partinizin Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği konusundaki karşıt tutumu biliniyor. CDU, "Privilegierte Partnerschaft" adı verilen imtiyazlı ortaklığı savunuyor. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Cemile Giousouf: Şu anki seçim programımızda "Privilegierte Partnerschaft" kelimesi yok. Türkiye'nin Suriye’de yaşadığımız harp durumlarına baktığımızda ya da Mısır’daki duruma baktığımızda stratejik anlamda da çok büyük bir mana taşıdığını görüyoruz. Bunu tabii ki Almanya da biliyor. Kesinlikle Türkiye ile sürecin ucu açık olmasını destekliyorum. Ben Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olmasını destekliyorum ve arzuluyorum. Ve benim ümidim, ekonominin büyümesine baktığımız sürece Almanya için de çok daha manalı bir partner olarak görüleceğine inanıyorum. Yani burada gerçekten biraz vizyoner olmak gerekiyor. Türkiye'yi de önümüzdeki yıllar Avrupa Birliği’nde görmek isteriz kesinlikle.

© Deutsche Welle Türkçe

Söyleşi: Başak Özay

Editör: Ercan Coşkun

Facebook`ta Paylaş
ari-magazin.Com